:: Kurulların Üye Yapısı

 

Kurulların Üye Yapısı

BM’nin 1993’te kabul ettiği ve ulusal insan hakları kurumlarının sahip olması gereken özellikleri ifade eden Paris Prensipleri’nin odak noktasında “çoğulculuk” esası yer almaktadır. Çoğulculukta esas olan, mümkün olan en geniş yelpazede fikirlerin, görüşlerin, kaygıların, beklentilerin, taleplerin temsil edilebildiği özgür bir platform oluşturmaktır. Toplumun nabzını ve gelişimi yakalayabilmenin anahtarı olan çoğulcu katılıma dayalı bir insan hakları kurumu, toplumda çoğunluğun benimsemediği düşünce ve yaklaşımlara duyarsız kalmayacak; faaliyetlerini ve kararlarını şekillendirecektir.

İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarının en az üstlendikleri misyon kadar belirleyici önemi haiz bir başka yönü de,çoğulculuğa ek olarak, devlet ile toplumu buluşturan üye yapısı olmuştur. Başkanları il veya ilçenin mülki amirleri olmasına karşın Kurullar, idari hiyerarşiye tabi birimler değildir. Bununla birlikte, içinde barodan, meslek odalarından, basından, partilerden üyeler olmasına karşın, bunlar bilinen anlamda sivil birer örgütlenme de değildir. Kamu görevlileri ile sivil toplumdan temsilcilerin yer aldığı Kurulların bu “karma üye yapısı” geleneksel örgütlenmelerin dışında “çoğulcu katılıma” dayalı çağdaş bir nitelik arz etmektedir. Bu çoğulcu yapıya ek olarak, sürdürülen birçok eğitim projesi ile insan hakları alanında “uzmanlık kapasitesi” de geliştirilmeye çalışılan Kurullar, önümüzdeki dönemde belki de idarî yeniden yapılanmanın öncü örneklerinden biri olma fırsatına sahiptir.

Bununla birlikte başlangıçta kamu görevlisi ağırlıklı bir yapının hakim olduğu Kurullarda, vali, kaymakam, belediye başkanı, emniyet müdürü, jandarma komutanı, kamu kurumlarının il müdürleri gibi kamu görevlileri yer almaktaydı. Ancak kamu ağırlıklı yapının insan haklarıyla ilgili çalışmaların tarafsızlığını gölgeleyeceği düşüncesiyle söz konusuüye yapısına getirilen eleştiriler üzerine ciddi değişiklikler yapılması gündeme gelmiştir. Yönetmelik değişikliği öncesi Kurulların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine başvurulmuş; alınan görüşler ışığında kamu görevlilerinin Kurullardaki ağırlığının azaltılması yoluna gidilmiştir.

23.11.2003 tarihli yeni yönetmelik ile, vali ve kamu görevlisi bir avukat dışında atanmış tüm kamu temsilcileri yerlerini seçilmiş kişilere ve sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcilerine bırakmışlardır. Emniyet müdürü, jandarma komutanı, il ya da ilçe milli eğitim ve sağlık müdürünün yerini il genel meclisi temsilcisi, siyasi parti temsilcileri, okul aile birlikleri temsilcisi, meslek odaları temsilcileri almışlardır.

Buna göre, vali veya valinin görevlendireceği bir vali yardımcısının başkanlığında toplanan İl İnsan Hakları Kurulunun üyeleri şunlardır:

• Büyükşehir statüsü bulunan illerde büyükşehir belediye başkanı veya başkan yardımcısı, diğer illerde il belediyebaşkanı veya başkan yardımcısı,
• İl Genel Meclisinin kendi üyeleri arasından seçeceği bir temsilci,
• Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan siyasi partilerin il başkanları veya görevlendirecekleri bir temsilci,
• Üniversite rektörleri veya bu konuda görevlendirecekleri bir öğretim üyesi ya da elemanı,
• Valilik tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan bir avukat veya hukuk fakültesi mezunu bir kamu görevlisi,
• Baro temsilcisi,
• Tabip odasından bir temsilci,
• Ticaret veya sanayi odasından valilik tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Valilik tarafından belirlenecek diğer meslek odaları veya sendikalardan bir temsilci,• Mahalli televizyon, gazete, radyo gibi kuruluşlardan başvuranlar arasından valilik tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Muhtarlar Derneği başkanı, yoksa mahalle muhtarlarından başvuranlar arasından valilik tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Okul-aile birliklerinden başvuranlar arasından valilik tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Sivil Toplum Kuruluşlarından başvuranlar arasından valilik tarafından belirlenecek en az üç temsilciden oluşur.

Kaymakamın başkanlığında toplanan İlçe İnsan Hakları Kurulu ise şu üyelerden oluşmaktadır:
• İlçe belediye başkanı veya başkan yardımcısı,
• İl Genel Meclisinin ilçeden seçilen üyeleri arasından seçeceği bir temsilci,
• Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan siyasi partilerin ilçe başkanları veya görevlendirecekleri bir temsilci,• Fakülte veya yüksekokulun bu konuda görevlendirecekleri bir öğretim üyesi veya elemanı,
• Kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan bir avukat veya hukuk fakültesi mezunu bir kamu görevlisi,
• İlçede görev yapan avukatlardan başvuranlar arasından kaymakamlık tarafından belirlenecek bir temsilci,
• İlçede görev yapan doktorlardan başvuranlar arasından kaymakamlık tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Kaymakamlık tarafından belirlenecek meslek odalarından veya sendikalardan bir temsilci,
• Mahalli televizyon, gazete, radyo gibi kuruluşlardan başvuranlar arasından kaymakamlık tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Muhtarlar Derneği başkanı, yoksa mahalle muhtarlarından başvuranlar arasından kaymakamlık tarafından belirlenecek bir temsilci,
• Okul-aile birliklerinden başvuranlar arasından kaymakamlık tarafından belirlenecek bir temsilci,• Sivil toplum kuruluşlarından başvuranlar arasından kaymakamlık tarafından belirlenecek en az iki temsilci.

Ayrıca Kurul Başkanları, gerekli gördükleri durumlarda ilgili kamu veya özel kuruluş temsilcilerini veya kişileri de toplantıya çağırabilmektedir. Dolayısıyla daha önce kurul üyesi olan Emniyet, Jandarma, Milli Eğitim ve Sağlık yetkilileri de gerektiğinde Kurul toplantılarına katılabilmektedirler.

Kurulların başkanlığının mülki amirler tarafından yürütülmesi ise, yine “Kurulların bağımsızlığı” açısından tenkit edilmektedir. Oysa Yönetmeliğe göre, Kurul Başkanları diğer üyeler ile eşit oy hakkına sahip olmaları yanında, alınan kararları veto etme yetkisine de sahip değildirler. Bunun yanında toplantı gündemini üyelerin tekliflerini de dikkate alarak hazırlamaları öngörülen (m.14-g) Kurul başkanlarının başvurularla ilgili yapılacak işlemler, inceleme ve araştırma raporlarının değerlendirilmesi gibi konularda da özel bir yetkisi bulunmamaktadır.

Gerek yönetmelik gerek uygulama incelendiğinde ise Kurul başkanlarının temel görevlerinin şunlar olduğugörülmektedir.

• Kurul üyeliği başvurularını değerlendirmek;
• Kurulun sekretarya hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak;
• İlgili kurum ve kuruluşlarla yazışmaları ve gerekli görülen temasları gerçekleştirmek;
• Kamuoyu ve ilgili kuruluşlar nezdinde Kurulu temsil etmek;
• Kurul faaliyetlerini İnsan Hakları Başkanlığına raporlamak ve kamuoyuna duyurmak.

Tabii ki, Kurulda sivil kesimden gelen üyelerin çoğunlukta olması tek başına “çoğulcu katılımı” sağlamaya yeterli değildir. Önemli olan temsil edilen kurumun değil sahip olunan yaklaşımın “sivil” karakter taşımasıdır. Bu anlamda bakıldığında “sivil toplum kuruluşu” unvanı taşıyan pek çok kuruluşun “devletten daha devletçi” bir bakış açısıyla insan hakları konusunu değerlendirdikleri görülmektedir. Çoğulculuk, adı sivil olmakla birlikte insan hakları değerleriniözümsememiş, otoriter eğilimlere sahip kişi veya kuruluşların varlığıyla sağlanabilecek bir özellik değildir. Gerçek anlamda çoğulcu yapıya sahip bir Kuruldan söz edebilmek için, insan hakları konusunda hassasiyet sahibi, düşünce ve eylemleriyle insan haklarının ilerlemesine katkı yapabilecek, bu konuda söyleyecek sözü olan gerçek sivillerin Kurullarda görev alması, hiç kimsenin resmi politika dışında söylemleri bulunduğu gerekçesiyle Kurullardan dışlanmaması gerekmektedir.

İnsan hakları alanının iki ayrı ucunu bir araya getiren bu yapının temel esprisi “insan hakları ortak paydasında birlikte irade oluşturmak”tır. Buna göre Kurullarda görev yapan kamu temsilcileri, sivillerin hak ve özgürlüklerle ilgili talep ve şikâyetlerine karşı kategorik olarak “devleti savunma” refleksine sarılmayacakları gibi, sivil toplum temsilcileri de uzlaşmaz bir “devlete muhalefet” çizgisinin ötesine geçerek, ortak bir çaba ile insanların sorunlarının çözümüne yönelik somut öneriler, programlar geliştireceklerdir. Bu yönüyle bakıldığında Kurullar, devlet kurumları ve siviltoplum örgütleri dışında 21. yüzyılın “hızlı ve çözüm odaklı” anlayışına uygun, farklı türde bir yapılanma modelini temsil etmektedir.