İnsan
hakları yeryüzünün en barışçıl silahıdır; bizi korur.
Kurallar gibidir; nasıl davranacağınızı bize söyler.
Yargıçlar gibidir; ona başvurabiliriz.
Duygular gibi soyuttur ama duygular gibi herkese aittir.
Ve her ne olursa olsun hep vardır.
Tıpkı doğa gibidir; ortadan kaldırılamaz.
Tıpkı ruh gibidir; yok edilemez.
Zamana benzer; zengin ve fakir, yaşlı ve genç, siyah ve beyaz, uzun
ve kısa hepimize aynı biçimde davranır.
Bize saygı sunar ve bize de başkasına saygı duyma sorumluluğunu yükler.
İnsan
hakları, insan olmanın kazandırdığı haklardır; başkası tarafından verilen
bir söze ya da teminata bağlı olarak ya da satın alarak elde ettiğimiz
haklar değillerdir. İnsan hakları, insan olmamızın ve insan onurumuzun
doğal bir sonucudur.
*Afiş
Resmi: İbrahim YILMAZ
İnsan
onuru ve eşitlik, insan hakları fikrinin merkezinde yer alan iki temel
değerdir. Bütün insanların eşit olması, insan haklarını evrensel kılar,
insan hakları daha iyi ve onurlu bir yaşam için gerekli olan temel standartlar
tanımlandığında anlaşılabilir.
İnsanların
ve toplumların yaşamlarını insan onuru ve eşitliği temelinde birlikte
sürdürebilmeleri için gerekli olan değerler ise özgürlük, adalet,
ayrımcılık yapmamak, başkalarına saygı göstermek, hoşgörü ve sorumluluktur.
Ayrım
gözetmeksizin herkes insan haklarına sahiptir; suçlular, devlet başkanları,
çocuklar, kadınlar, erkekler, Afrikalılar, Avrupalılar, Asyalılar,
mülteciler, işsizler, özel kuruluşlarda çalışanlar, öğretmenler, sanatçılar,
işçiler... Çünkü herkes insandır. İnsan haklarının gücü, herkese eşit
davranılması ilkesinden gelir.
İnsan
hakları bizim için vardır ve insan haklarının tümüne saygı duyulması
bizim hakkımızdır. Kişisel haklarımız, fiziki ve ahlaki bütünlüğümüzü
korur ve kişilerin kendi düşünce, din ve inançlarını korumalarına
izin verir. Eşitlik ve özgürlük hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü,
dini vecibelerini yerine getirme özgürlüğü, işkence görmeme ve öldürülmeme
hakları gibi
İşkence,
kötü ve insanlık dışı muamele ya da cezalandırma, hiçbir biçimde haklı
çıkarılamaz ya da hukuken veya ahlaken savunulamaz. "Emir almış
olmak" da mazeret olarak kabul edilemez. İşkence görmeme hakkı,
hiç bir koşulda askıya alınamayacak, istisnası ve sınırlaması olmayan
mutlak bir haktır.
Düşünce,
vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin haklar, kişilerin düşünce ya da
inanç değiştirme özgürlüğü ile din ya da inancını tek başına ya da
topluca ve açıkça ya da özel olarak yaşama ve açıklama özgürlüğünü
içerir. Müslüman, Katolik, Ortodoks, Yahudi, Ateist ne olursa olsun
herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtir..
Medeni
haklarımız, yasal ve siyasal sistem içinde keyfi uygulamalara maruz
kalmamamızı sağlar. Örneğin: Keyfi gözaltı ve tutuklanmaya karşı korunma,
mahkeme tarafından suçlu olduğuna karar verilene kadar masum sayılma
hakkı, itiraz hakkı gibi.
Siyasi
haklarımız toplumsal yaşama katılmak için gerekli olan haklarımızdır.
Oy kullanma hakkı, siyasi partilere katılma hakkı, özgürce biraraya
gelme ve toplantılara katılma hakkı, bilgiye erişme hakkı ve düşünceyi
ifade etme hakkı gibi.
İnsan
onuru, medeni ve siyasal hakların verdikleriyle sınırlandırılmaktan
çok daha ötededir, insanların temel gereksinimlerini nasıl karşılayacaklarını
ve birlikte nasıl çalışacaklarını düzenleyen haklarımız vardır. Bu
haklar, eşitlik ilkesi ile sosyal ve ekonomik araçlara erişimin garanti
altına alınması ilkesine dayanırlar.
Özgürlükten
yoksun bırakılmak nasıl hoşgörülemezse, aşırı yoksulluk içinde bırakılmak
da aynı biçimde hoşgörülemez. Bu nedenle sosyal ve ekonomik hakları
savunmak son derece önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi devletlere,
çalışma koşulları, adil ücret, grev, iş alanında kadın ve çocukların
korunması gibi 23 toplumsal ve ekonomik hakkı güvence altına almalarını
önerir.
Ekonomik
haklar, yalnızca çalışma hakkını, yeterli yaşam standardına sahip
olma hakkını, konut hakkını ve emeklilik hakkını içermez. Aynı zamanda
insan onurunun korunması için maddi güvencenin gerekli olduğunu, anlamlı
bir işin yokluğu ya da yeterli bir barınağa sahip olmama durumunun
insan onurunun zedelenmesine yol açtığını kabul eder.
Sosyal
haklarımız toplumsal yaşama tam katılım için gerekli olan haklardır.
Öncelikli olarak eğitim hakkını, aile kurma ve sürdürme hakkını, sağlık
hakkını, ayrımcılıktan korunma hakkını içerir.
Kim
olursak olalım, toplumsal ya da ulusal kökenlerimiz ne olursa olsun,
kadın ya da erkek olalım, eğitim hepimizin hakkıdır. Ana ve babaların
çocukları için düşüncelerine ve inançlarına uygun bir eğitim verme
hakkına saygı gösterilir. Ancak doğal olarak bu eğitimde çocuğun haklarını
zedeleyici hiçbir unsur bulunmamalıdır.
Kültürel
haklar, kendi kültürel birikimi ile toplumun kültürel yaşamına özgürce
katılma hakkını ve bu kültürü gelecek nesillere aktarabilmek için
eğitim hakkını kapsar. Yine de kültürel olarak sınıflanmayan diğer
birçok hak, özellikle toplum içinde azınlıkta kalan gruplar için öznel
kültürlerini korumak açısından son derece önemlidir. Örneğin; ayrımcılığa
uğramama ve kanunlar karşısında eşit biçimde korunma hakkına sahip
olmak gibi.
Bu
hak ve özgürlükler; cinsiyete, ırka, renge, dile, dine, siyasal ya
da başka düşünceye, toplumsal ya da ulusal kökene, azınlık olmaya,
servete ya da diğer tüm durumlara dayanan herhangi bir ayrım gözetmeden
sağlanmalıdır.
Hepimiz
insan haklarını korumalıyız. Ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve/veya
kamu otoritesini kullananlar insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayabilirler.
Ancak hiç kimse bu kısıtlamaların evrensel insan haklan normlarını
ihlal ettiğine işaret etmezse, haklarımızın ihlali devam eder. Bireyler
olarak, kendi yaşamlarımızda başkalarının haklarına saygı göstermenin
yanısıra, kamu otoritelerinin ve diğerlerinin faaliyetleri üzerinden
gözümüzü ayırmamalıyız. Koruyucu sistemler bizim için vardır. Biz
de bunları kullanmalı ve gelişimine katkıda bulunmalıyız.
İnsanın
değişimi ve gelişmesinin sonucunda 10 Aralık 1948 yılında yayınlanan
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi doğmuştur. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin
kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni
ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan hakları konusundaki
önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olmuştur.
İnsan
hakları ve temel özgürlükler alanında diğer demokrasilerle aynı değer
ve amaçları paylaşan Türkiye, insan hakları standartlarının en yüksek
düzeye getirilmesi amacıyla son yıllarda birçok önemli adım atmıştır.
Ülkemizde
2000 yılında 81 il ve 850 ilçede "İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları"
kurulmuştur. Bu kurullar, 23 Kasım 2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan
yönetmelikle yeniden yapılandırılmış, kurullarda sivil toplumun temsili
güçlendirilmiştir. Söz konusu kurullar, insan haklarının korunması
ve geliştirilmesi için çalışmalar yapmaktadır. Kurullar, öncelikle
idarenin uygulamalarında vatandaşlara hoşgörü ve nezaketle yaklaşılmasını
sağlamakla ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi için gerekli çalışmaları
yapmakla yükümlüdür. Hak ihlaline şahsen uğradığınız ya da tanık olduğunuz
her durumda, valilik veya kaymakamlık binasında bulunan insan hakları
danışma ve başvuru masaları aracılığı ile ALO 150 telefon hattını
arayarak ve bulunduğunuz ilde internete girerek www.insanhakları.gov.tr
adresinden bu kurullara başvuruda bulunabilirsiniz.
*Afiş
Resmi: İbrahim YILMAZ