Onurlu, eşit ve özgür bir yaşamın vazgeçilmez koşullarını ifade eden
insan hakları günümüzde tüm dünyanın kabul ettiği evrensel, ahlaki bir
değerler bütünü; adil, meşru ve uygar bir devlet ve toplum yönetiminin
vazgeçilmez kriteridir. İnsan Hakları, etik bir ideal olmanın ötesinde
insanlık ailesinin bütün üyelerinin özden saygın oluşlarının; eşit ve
vazgeçilmez hakların kabulü de, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın başlangıç
bölümünde ifade edildiği üzere, tüm dünyada özgürlük, adalet ve barışın
temelini oluşturur.
İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi ile ilân edilen ve günümüzde artık çağdaş
bütün Anayasa’larda yer alan hak ve özgürlükler, insanı en yüksek değer
olarak kabul eden bir anlayışın ürünüdür. Tüm insanlar, dünyanın neresinde,
hangi ülkesinde bulunursa bulunsunlar doğuştan, kadın-erkek, ırk, din,
dil ya da başka bir nedenle ayrım yapılmaksızın eşit ve özgür bireyler
olarak dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, evrensel nitelikte haklara
sahiptir. Böylece insan hakları, insanlığın uzun mücadeleler sonucunda
yirminci yüzyılda ulaştığı çağdaş insanlık anlayışının dokusunda yer
almakta, bu günden geleceğe yeni bir insanlık anlayışı oluşturup geliştirmektedir.
İnsan
hakları, çok boyutlu bir konular manzumesidir. Toplumun her kesimini
ilgilendirmektedir. İnsan hakları ile demokrasi, paralel bir evrim geçirmiştir.
Her ikisi birbirine bağlı kavramlardır. İnsan hakları teminat altına
alınmış olmayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez, demokrasi olmayan
yerde de bir insan haklarının varlığı düşünülemez. Bunlar, biri olmazsa
diğeri de var olmayacak ölçüde birbirine bağlı olan iki kavramdır.
Aynı
biçimde, insan hakları devletin sosyal ve hukuk devleti nitelikleri
ile yakından ilgilidir. Hatta denebilir ki sosyal hukuk devletinin temelidir.
Dolayısıyla insan haklarının teminat altına alınması, toplumun her yönden
gelişmesini olumlu biçimde etkileyecek nitelikleri korumak anlamına
gelir.
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası, insan haklarına “saygılı” olmayı Cumhuriyetimizin
temel nitelikleri arasında belirtmiş (Madde 2) ve “insan haklarına dayanan
devlet” (Madde 14) anlayışını açıkça ifade etmiştir. Bunu gerçekleştirmek
amacıyla, Ülkemizde insan hakları alanında bugüne kadar çok önemli düzenlemeler
ve çalışmalar yapılmıştır. İnsan haklarıyla ilgili uluslararası belgelerin
hemen hepsinin altında Türkiye’nin imzası vardır ve bu belgeler Türk
hukukunun birer parçası olmuştur.
İnsanımızın layık olduğu değere ulaşabilmesi ve Avrupa Birliği müktesebatına
uyum çabası çerçevesinde son yıllarda dokuz uyum paketi hazırlanmış
ve insan hakları alanında anayasal, yasal ve idari düzeyde bir anlamda
“sessiz bir devrim” gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda yapılan iki Anayasa
değişikliği (2001 ve 2004), yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu,
Ceza Muhakemesi Kanunu gibi insan haklarını doğrudan ilgilendiren bir
çok alandaki kapsamlı değişiklikler, ayrıca çıkarılan uyum paketleriyle
demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ile insan hak ve
özgürlüklerine saygının sağlanması yönünde reform niteliğinde önemli
adımlar atılmıştır. İnsan hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendiren
bir çok alanda bir dizi hukuki ve idari düzenleme yapılarak insan hak
ve özgürlüklerine yönelik kısıtlamalar önemli ölçüde giderilmiş ve insan
haklarına ilişkin evrensel standartlara ulaşma yönünde önemli ilerlemeler
kaydedilmiştir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, işkence
ve kötü muamelenin önlenmesi, ölüm cezasının kaldırılması, kişi özgürlüğü
ve güvenliği, basın özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği, yargının işleyişi,
temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerin statüsü, sivil-asker
ilişkileri ve daha birçok konuda yapılan değişikliklerle insan hak ve
özgürlüklerinin sınırları genişletilmiştir. Yapılan reformların uygulamaya
yansıtılmasına yönelik varolan yargısal ve idari mekanizmalara ilave
mekanizmalar eklenmiş ve bu amaçla Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı,
İnsan Hakları Üst Kurulu, İnsan Hakları Eğitimi Ulusal Komitesi İnsan
Hakları Danışma Kurulu, Reform İzleme Grubu (RİG), İl ve İlçe İnsan
Hakları Kurulları gibi yeni yapılar oluşturulmuştur. Ayrıca, çeşitli
kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde de birçok yeni insan hakları birimleri
kurulmuştur.
Ülkemizdeki demokratik yapının eksiksiz hale getirilmesi, insan hakları
bilincinin geliştirilmesi, insan hakları ihlâllerinin önlenmesi ve çağdaş
yaşamın öngördüğü temel hak ve özgürlüklerden yararlanma fırsatının
insanımıza tam manasıyla verilebilmesi için, bundan sonra da, çalışmalarımız
aynı hız ve kararlılıkla devam edecektir. Ülkemizin önündeki temel vizyon
budur. İnsan hakları alanında yapılan reformların uygulamaya tam olarak
yansıtılabilmesi, ülkemiz içinde yaşayan tüm insanların eşit bir şekilde
tüm hak ve özgürlüklerden yararlanabilmesi bundan sonraki çalışmaların
temel hedefi olacaktır. Bunun için, mevzuat ve kurumsal düzeydeki gelişmelerle
birlikte “zihinsel bir dönüşümün” gerekliliği ortadır. Eğitim ve bilinçlendirme
faaliyetleri bu nedenle büyük önem kazanmaktadır. Bu faaliyetlerin “sürekliliği”
ise istenen amaca ulaşmada hayati derecede öneme sahiptir.
Esasında, günümüzün insan hakları değerlerinin lafzına değilse de ruhuna
her zaman sahip olan bu topraklarda, pek çok farklı din, mezhep ve etnik
kökenden topluluğun yüzyıllarca barış içinde yaşayabilmesini sağlayan
bir hoşgörü iklimi vardır.
İnsan sevgisiyle beslenen bu iklim, insan hakları ile ulaşılması arzu
edilen hedefer için ideal bir bilgi ve düşünce zemininin varlığı anlamına
gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında, insan haklarının “ithal bir kavram”
değil, medeniyetimizin “yitik bir malı” olduğunu belirtmek gerekmektedir.
İnsan hakları konusundaki “zihinsel dönüşüm” de, esas olarak insanımızın
fikir ve gönül dünyasında mevcut bulunan değerleri, evrensel dil ve
içerikle bütünleştirmeyi sağlayacaktır.
İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda yapılan ve yapılacak
tüm çalışmaların insanlığın ortak değeri olan insan haklarının tüm yönleriyle
bu topraklarda yaşanılır kılacağına hiç şüphe yoktur.
Cemil ÇİÇEK
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
*"İnsan
Hakları Nedir? 2007" adlı yayının önsöz bölümünden alınmıştır.